| 01.12.2003 |
|
Düdüklü protesto... Frankfurt Belediye Sarayı'na gittik ama... Biraz zor gittik... Zira, belediyenin önündeki büyük meydanda "gösteri" vardı. Göstericiler "öğrenciler." Ellerinde pankartlar. Göstericilerin arasına karıştık. Gazeteci olduğumuzu öğrenince, bizimle resim çektirdiler. "Önümüzde" de pankart. Pankartta "şunlar" yazılı "Eğitim sadece zenginler için mi?" **** Mitingde "kavga, gürültü... Vurdu, kırdı" yok. "Slogan" bile yok. Sadece "herkesin elinde birer düdük." Bildiğimiz "bekçi düdüğü." Herkes "düdük çalıyor." Türk olduğumuzu öğrenince, herkes düdüğünü gösterdi. Zira bütün düdükler "Made In Turkey." **** Belediye'ye girer, girmez "biraz da mitingcilerin etkisiyle" yetkililere "pankarttaki yazıyı" tekrarladık - Eğitim sadece zenginler için mi? Ve karşılığında bir "brifing" aldık. Bize söylenen "özetle" şunlar - Üniversite, dört yıl süreyle parasız... Öğrenci bir yıl geç bitirebilir... Beşinci yıl da parasız... Ama beş yılda da üniversiteyi bitiremezse... Her sömestr için 500 euro ödemek zorunda... Eskiden, üniversiteyi on yılda da bitirse, hiç para ödemiyordu... Ama artık ekonomik kriz var... Almanya kemer sıkıyor... Tembel öğrenciye prim veremeyiz. **** Belediyeden ayrıldığımızda "düdüklü miting" devam ediyordu. Birkaç gösterici yanımıza yaklaştı. İçlerinde Türkler de vardı. "Sorunlarımızı... Parasız eğitim isteğimizi onlara söylediniz mi" diye sordular. "Söyledik" dedik - Ya üniversiteyi beş yılda bitirirsiniz... Ya da... Her sömestr için 500 euro verirsiniz... Bedava eğitim isteğinize sıcak bakılmıyor. Ve herkes aynı anda birden başladı - Düüüt... Düt, düt, düt... Düüüt. Frankfurt, kapkaçı nasıl önledi? Avrupa Merkez Bankası, Frankfurt'ta. Büyük bankaların merkezleri, Frankfurt'ta. Lufthansa, Frankfurt. "Dünya çapındaki" pek çok Alman şirketinin yönetim organları yine Frankfurt'ta. "Büyük ve zengin" bir kent. Almanya'da "en çok gökdelenin" olduğu yer de Frankfurt. Kentin ortasından "Main" nehri akıyor. O nedenle Almanlar, Frankfurt'a "Manhattan"dan esinlenerek "Mainhattan" diyorlar. **** Kent büyük olunca... "Sorunları" da oluyor. Örneğin "hırsızlık" gibi, "kapkaç" gibi. **** Yankı Pürsün anlattı - Meclis toplantısında bir karar aldık... Ve Frankfurt Belediye Başkanı'nı, New York'a gönderdik... Hem de birkaç defa... Görüştüler... Oradaki önlemler nedir, hepsini araştırdık. - Sonuç? - Bu iş sadece polisin işi değil... Semtlerdeki dernekler... Okul müdürleri... Park, bahçe yetkilileri... Kreş yöneticileri... Semt polisleri... Siyasetçiler... Devlet yetkilileri... Öğrenci velileri... Kapkaçı, hırsızlığı önlemek hepimizin işi... İşi bir kişiye yıkıp, sorumluluktan kurtulamayız... Sık, sık bahsettiğim kişilerle toplanıyoruz. - Toplantılardan ne çıkıyor? - Sonuç tam başarı... İnanılmaz başarı... Frankfurt'ta bugün huzur varsa, bu sebepten dolayı var... Sadece polisin değil, herkesin eli taşın altında. Iğdır-Berlin Hattı Bir insan ancak bu kadar mütevazı olabilir. Seyfullah Aslan 47 yaşında. Iğdırlı. Liseyi, Türkiye'de bitirmiş. Üniversiteyi ise Almanya'da okumaya niyet etmiş. Ama Iğdır nire, Almanya nire? Alman üniversitesinde okuma için gereken para kimde? Seyfullah Aslan, üniversiteyi yarıda bırakıp, çalışmak zorunda kalmış. Ne iş olursa, yapmış. Sonra Berlin'de "Ebru Export"u açmış. - Neden Ebru? - Almanya'da ben üniversitede okuyamadım ama... Kızım Ebru'yu üniversitede okutuyorum... Ebru onun adı. - Tek kızınız mı var? - Diğer kızım Alev, lisede okuyor... Kızlarıma birer değil, ikişer fakülte bitirteceğim... Biz olamadık, onlar olsunlar. **** Seyfullah Aslan'ın tek işyeri "Ebru Export" değil. Bir de "döner lokantası" var "İstanbul Döner." Ayrıca bir "düğün salonu." "Şato." Şato, öyle bir düğün salonu ki... Bir binanın "üçüncü katında." Ve gelin ile damat, üçüncü kattaki düğün salonuna "otomobille giriyorlar." Binaya ona göre asansör konulmuş, girişler ona göre düzenlenmiş. - Bravo Iğdırlı... Kutluyoruz... - Sağolun... Bir şey yapmıyoruz ki... Sadece Iğdır'dan getirdiğimiz ay yıldızlı bayrağı, Berlin'de dalgalandırıyoruz. O şimdi Frankfurt Parlamentosu'nda Seneler, seneler önceydi. Belki 25 sene. Almanya'ya gitmiştik. Frankfurt havaalanında bizi, "Tercüman Gazetesi Almanya Büro Şefi" Doğan Pürsün karşılamıştı. "Otele" bırakacaktı. Yolda dedi ki - Ben evde yalnızım... Sen de otelde yalnız kalacaksın... Gel bu gece bizim eve gidelim... Hasret gideririz... İkimiz de yalnız kalmamış oluruz. "Ev halkı nerede" diye sorduk. Pürsün "oğlum Yankı sünnet oldu" dedi - Annesi de hastanede... Onun yanında refakatçi olarak kalıyor. "Öyleyse önce hastaneye uğrayalım" dedik. Uğradık. Ziyaret ettik. Ve sonra da Doğan Pürsün'le eve gittik. **** Seneler geçti aradan. Doğan Pürsün "eskiden" yazları Bodrum'a gelirdi. Bodrum'daki evini sattı. Birbirimizden iyice koptuk. Arada, sırada birbirimize selam gönderiyoruz, o kadar. **** Frankfurt'ta, Belediye Sarayı'nın koridorlarında ilerlerken, bir sesle irkildik - Amca... Yavuz amca... Amca. "Bu da kim?.. Kime sesleniyor" diye döndük. Genç bir adam boynumuza sarıldı - Yavuz amca, tanıdınız mı, ben Yankı Pürsün. - Yankı... Burada ne arıyorsun?.. Belediyede bir işin mi var? - Ben Frankfurt Parlamentosu üyesiyim. **** Yankı "30 yaşında." Yerel parlamentonun "dokuz yabancı üyesinden" biri. Yerel parlamentoda bir İngiliz, bir Faslı, bir İspanyol var. İkişer de Türk, İtalyan ve Yunanlı. - Yankı hangi partidensin? - FDP... Hür Demokrat Parti. - Kaç yıllık partilisin? - 11 yıllık. - Yerel parlamentoya ne zaman seçildin? - 2002'de.. Beş yıllığına. - Bütün gün burada mısın? - Hayır... Lufthansa'da, merkezi planlamada çalışıyorum... Belediyeye, toplantılara geliyorum. **** İşi, gücü, diğer randevuları, Belediye Başkanı'nı, yerel yöneticilerle toplantıyı falan "iptal ettik." Ve doğruca Yankı'nın odasına gittik. "Sekreteri" var, "danışmanı" var. Ama "odacısı, çaycısı" yok. Zaten Belediyede "Başkan'ın bile odacısı, çaycısı" yok. Zira onlarda "böyle bir ünvan... Kadro... Kavram" yok. **** Yankı aynı zamanda "Meclisspor" futbolcusu. Takım "yerel parlamento üyelerinden" oluşuyor. Yankı, savunmada oynuyor. - Kimlerle maç yapıyorsunuz? - Gazetecilerle... Polislerle... Yabancı diplomatlarla... Doktorlarla. **** Yankı anlattı ki... "Bekçilik hizmetlerini" özelleştirmişler. "Temizliği" özelleştirmişler. "Telefon santralını bile" özelleştirmişler. Yerel parlamentoda "sekiz Bakan" var. Belediyede "sadece onlara" araç tahsis edilmiş. Sekiz Bakan'dan birinin şoförü "Türk." **** - Yankı... Gelelim şu kaldırım işine. - Ne kaldırımı? - Frankfurt'ta kaldırım kaç yılda bir yenilenir... Kaç yılda bir yeni taş döşenir? - Anlayamadım. - Yankı sen ayda mı yaşıyorsun? - Hayır. - Öyleyse? - Kaldırım taşı 25 yılda, 30 yılda bir değişir herhalde... Ben Frankfurt'ta doğdum, büyüdüm, bugüne kadar kaldırım taşının değiştiğini hiç görmedim ki. **** Vedalaşmamız zor oldu. Yankı "bırakmam" dedi. Bizim "gitmemiz" gerekliydi. "Tekrar buluşmak için" sözleştik. Ama bu defa "arayı 25 yıl açmayacaktık." Kiralık yerel parlamento Frankfurt Belediye Sarayı "gerçekten bir saray." "Tarihi üç binanın" birleşmesinden oluşuyor. 660 yıllık bir belediye. Almanya'da belediye "yerel parlamento." Bizdeki belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, Almanya'da "yerel parlamento üyeleri." Belediye Başkanı "güçlü" bir kadın Petra Roth. "Üç dönemdir" seçim kazanıyor. Adından "geleceğin Alman Başbakanı" diye söz ediliyor. **** Bu belediye, Marmara depreminde "ilk yardıma koşan" belediyelerden. Deprem bölgesine "okul" yaptırmışlar. Belediye binasında "bir şey" dikkatimizi çekti. Örneğin "İmparatorluk Salonu." "Görkemli" bir salon. Bütün Alman imparatorlarının resimleri asılı. Her resim bir "servet." Bu salon "önemli devlet toplantıları için" açılıyor. Ancak... "Parayı bastırırsanız" bu salonu kiralar ve toplantı düzenleyebilirsiniz. "Yerel parlamento toplantı salonunu" da. Belediye Sarayı'nın "diğer yerlerini" de. "Sergi için" koridorlarını da. "Daimler Chrysler... BMW... Deutsche Bank... Dresdner Bank... IBM... ITT... Ve daha pek çok kuruluş" kiralamış. "Tarifesini" sorduk. Hemen bize bir "liste" verdiler. Belediye Sarayı'nın değişik yerleri "günde 500 ile 3000 euro arasında" kiralanıyor. Biz "ilginç" diye söylendik. Almanlar da "bunun adı serbest piyasa ekonomisi" diye söylendiler. **** - Yerel parlamento kaç üyeden oluşuyor? - 83. - Kaçı kadın? - Maalesef hayli az... 35'i kadın. "Üçte birden fazlası" kadın. Ve buna bile "maalesef" diyorlar. Ya biz "bıyıklı ağırlıklı yönetim yapımız için" ne diyelim? |